11 Mart 2026
Her mecranın Suriye’si başka: Haberlerde Şara, SDG ve “Terörsüz Türkiye”

Her mecranın Suriye’si başka: Haberlerde Şara, SDG ve “Terörsüz Türkiye”

“`html

Suriye Medyasının Çeşitli Yüzleri: 2025’teki Gelişmeler

Esad’ın devrilmesinin ilk yıl dönümü dolayısıyla, Türkiye’deki beş farklı medya kuruluşunun 1-31 Aralık 2025 tarihleri arasında yayınladığı Suriye haberlerini inceledik. Anadolu Ajansı, Yeni Şafak, Sabah, Sözcü, Evrensel ve Mezopotamya Ajansı‘nın haberleri ve Suriye’deki gelişmeleri takip eden altı gazetecinin sosyal medya paylaşımlarını analiz ettik. Bu süreçte, farklı medya kuruluşlarının Suriye’ye dair nasıl farklı bakış açıları geliştirdiğini gözlemledik.

İstikrar Arayışı mı, Kaotik Durum mu?

Türk medyası, Esad’ın devrilmesinin birinci yılını ve lideri Ahmed Şara’nın yönettiği Suriye Geçici Yönetimi’ni nasıl yansıtıyor? Farklı yayın organları arasında belirgin bir ayrışma gözlemlendi.

Anadolu Ajansı, Suriye Geçici Yönetimi’nin liderliğini, “devletleşme”, “tekelci ordu” ve “istikrar arayışı” kavramları çerçevesinde açıkladı. İletişimlerinde “umut”, “özgürlük” ve “kurtuluş” gibi pozitif terimlerin yanı sıra, geçiş sürecini tehdit eden risk veya çatışma unsurları hiç gündeme gelmedi.

Yeni Şafak, Esad sonrası durumu, “kurtuluş” ve “zafer” vurgusuyla aktardı ve yeni yönetime olan desteği sembolik görüntülerle pekiştirmeye çalıştı.

Sözcü ise durumu daha sınırlı bir çerçevede ele alarak, Türkiye’nin güvenlik kaygıları bağlamında değerlendirdi. Yeni yönetim hakkındaki olumlu ifadelerden uzak durulurken, Esad’ın devrilme süreci Türkiye açısından “riskler” ve “belirsizlikler” üzerinden yorumlandı.

Evrensel Gazetesi ve Mezopotamya Ajansı, Şara yönetimi ile ilgili haberlerinde azınlık grupların durumuna dikkat çekti. Bu medya organları, Esad sonrası döneminde yaşanan gelişmeleri yalnızca bir iktidar değişimi değil; aynı zamanda azınlıkların artan riskleri ve şiddet iddialarıyla ilişkilendirdi. Bu платформalarda yerel tanıklıklar ve hak ihlali örnekleri öne çıktı.

Aralık ayında, Türkiye medya organlarında Esad rejiminin devrilme yıl dönümünün önemli bir tarih olarak ele alınmadığı gözlemlendi. Yeni yönetim, ideolojik duruşlara göre ya meşrulaştırıldı ya da “güvenlik riski” olarak etiketlendi.

SDG-Şam Görüşmeleri ve “Terörsüz Türkiye” Anlayışı

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam arasında yürütülen müzakereler, 1-31 Aralık 2025 tarihleri arasında Türkiye’de nasıl bir çerçevede değerlendirildi? Medyada bu süreç, “Terörsüz Türkiye” söylemiyle ilişkilendirildi.

SDG için farklı tanımlamalar yapıldı: “Suriye’deki terör örgütü YPG/PKK”, “PKK’nın Suriye kolu” gibi tanımlamalar medyada öne çıktı. Anadolu Ajansı, Yeni Şafak ve Sabah gazetelerinde SDG, bir siyasi aktör değil, “terör unsuru” olarak yorumlandı. Bu yazılarda, SDG, merkezi otoriteye entegre edilmesi gereken ve güvenlik sorunları oluşturan bir yapı olarak gösterildi.

Sözcü, SDG’yi kriminal bir yapı olarak göstermedi, ancak güvenlik bağlamında ele aldı. Örneğin, “SDG’de 100 bin terörist var” gibi başlıklarla haber yaptı. Bu çerçevede, SDG’nin askeri ve siyasi tehditleri Türkiye açısından nasıl bir risk oluşturduğuna vurgu yapıldı.

Karşıt olarak Evrensel ve Mezopotamya Ajansı, SDG’yi “terör” olarak tanımlamadan; politik taleplerine ve müzakere sürecine ilişkin derinlemesine bir inceleme sundu. Bu yayınlarda, SDG’nin kadın birliklerinin korunması ve yerel yönetim talepleri gibi konulara özellikle yer verildi.

10 Mart Mutabakatı ve “Terörsüz Türkiye”

Suriye Geçici Yönetimi lideri Ahmet Şara ve SDG Komutanı Mazlum Abdi arasında imzalanan 10 Mart Mutabakatı, ülkedeki etnik ve dini azınlık haklarını güvence altına almayı amaçlıyor. 2025’in sonuna kadar uygulanması beklenen bu sürecin arka planda ne kadar tartışmalı olduğu gözlemlendi.

  • 10 Mart Mutabakatı birkaç medya kuruluşu tarafından “SDG’ye tanınmış bir süre” olarak değerlendirildi.
  • Bu süreçte, Türkiye, SDG’ye karşı “askeri müdahale seçeneğinden” bahsederek “Terörsüz Türkiye” söylemini güçlendirdi.

Suriye’deki Alevi ve Dürzi Toplumları: “Federalizm” ve “Katliam” İddiaları

Alevi ve Dürzi topluluklarının adem-i merkeziyetçilik talepleri geniş yankılar buldu. Ancak bu grupların saldırılara maruz kalması genellikle “insan hakları” çerçevesinde ele alınmadı. Bu durum, medyanın yaklaşımında önemli bir boşluk yarattı.

Medya kapsamındaki bu durum, Anadolu Ajansı, Sabah ve Yeni Şafak gibi ana akım medya organlarında sıklıkla görmezden gelindi. Alevilere yönelik saldırılar ya “iddia” ifadesiyle geçiştirildi ya da çatışma olarak tanımlandı.

Sözcü, yaşanan mezhepsel çatışmaları ön plana çıkartarak haberlerinde bu durumu “Kim kışkırtıyor?” sorusu etrafında şekillendirdi. Bununla birlikte, Evrensel ve Mezopotamya Ajansı, bu gelişmeleri “katliam” ve “sistematik şiddet” olarak nitelendirdi.

Bu durum, medyada yer alan haberciliğin ne ölçüde tarafsız ve doğru olduğuna dair önemli soruları gündeme getirmektedir.

Gazetecilerin Gözünden Suriye Haberciliği

Suriye’ye dair farklı medya kuruluşlarının bakış açıları, alanda yer alan gazetecilerin değerlendirmeleriyle derinleştirildi. Bazı gazeteciler, Türkiye medyasında Suriye’ye dair haberlerin sığ ve yüzeysel olduğunu ifade ettiler.

  • Hediye Levent: “Türkiye’deki basın, provokasyona açık, sahadaki gelişmeleri derinlemesine aktarmıyor.”
  • Fehim Taştekin: “Medya, söylemlerinde genellikle dar bir perspektife sıkışıyor.”

Bu yorumlar, Türkiye’deki Suriye haberciliği açısından eleştirel bir bakış açısı sunuyor. Gazetecilerin gözünden bu duruma dair içerik üretmeyi hedefleyen bir anlayışın, sağlıklı bir bilgi akışı yaratmak için elzem olduğu ortadadır.

Sonuç olarak, incelememiz, Türkiye’deki Suriye haberlerinin çoğunlukla eksik kaldığı ve çoğu zaman tek taraflı bakış açılarıyla şekillendiği gerçeğini ortaya koyuyor. Özellikle etnik ve mezhepsel temalarda daha geniş bir perspektifle ele alınması gereken konular var.

“`